Oynadığı karakterlerle oyunculuğu doyasıya yaşayan bir isim: Ezgi Çelik

0
712
Eylem Şimşek

MSÜ Tiyatro Bölümü mezunu olan ve henüz 7 yaşındayken İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk / Genç Eğitim Biriminde eğitim alan çeşitli oyunlarda sahneye çıkan bir yetenek var kaşımızda. Ezgi Çelik! Bu alana yönelmeden önce oyunculuk ve sanatla ilgili bir fikriniz var mıydı? diye kendisine soru yönelttiğimiz Çelik, ”Her şey 7 yaşında başladığı için çok hakim değildim tabi. Tek anladığım eğitim biriminde bir takım oyunlar oynuyorduk ve ben çok memnundum.” şeklinde bir cevap veriyor. Aslında tam olarak anne ve babasının onu Şehir Tiyatrosu Eğitim Birimine yollamalarıyla başlıyor yolculuğu, bu zamana kadar da kesintisiz olarak devam ediyor. 28 yıllık kariyerine sığdırdığı birçok filmde büyük bir istikrarla yoluna devam eden oyuncu, hiç ‘Acaba başka meslek mi?’ diye düşünmemiş. Bir ara konservatuvarda yönetmenlik yapmak istediği bir dönem olmuş tabii fakat bunun için biraz daha zamanı olduğunu düşünüyor. Eylem Şimşek Fotoğraflar: Muhsin Akgün

Atıf Yılmaz’ın yönettiği Düş Zenginleri, ilk rol aldığınız filmdi. Hem ilk film olması hem de böyle başarılı bir yönetmenle çalışmak nasıl bir tecrübe oldu sizin için?
Harikaydı. İlk uzun metrajım bir Atıf Yılmaz filmi. Çok şanslıyım kesinlikle. Hem sette hem de set arkasında çok acayip anılarım oldu. O zaman sadece 8 yaşında olduğum için, tek ilgilendiğim Lale Mansur’un kızıl uzun saçları ve Atıf Yılmaz’la sette oyun oynamaktı.

Şimdi düşününce çok heyecan verici tabi. Bir masa düşünün ki yanında  Lale Mansur, diğer yanında Meral Oğuz, karşında Yaman Okay, çaprazında Kezban Batıbeki, sen Atıf Yılmaz’ın kucağında… Bir de tabi benimle ilgili söyledikleri var Atıf Bey’in, hala düşününce inanılmaz geliyor. Olumlu olumsuz hepsini kapsayan bir yol haritası anlatmış anneme benimle ilgili ve hepsi gerçekleşiyor. Anlattığına göre de bundan sonrası şahane.

Oyunculukla ilgili sizi en çok motive eden ve motivasyonunuzu yükselten şeyler neler?
En motive olduğum durum hayatımda sürekli bir oyun alanımın olması.

Oyunculuk mesleği bazı dönemler çok acımasız olabiliyor. Özellikle durmak zorunda kalırsanız.

Dönem dönem hepimizin başına geliyor. Bu mesleğimin motivasyon anlamında beni en yıpratan kısmı. Onun dışında her anı motive edici benim için. Hazırlık, set, oyun, sonrası, izlemesi, hatırlaması… 

Kariyerinizde, ilham aldığınız yeni keşifler ya da yakın takibe aldığınız oyuncular var mı? Varsa hangi yönleriyle sizi etkiliyor?
Keşif demek doğru olmaz ama rutin olarak takip ettiğim ve kendimi geliştirmeye çalıştığım konu kostüm tarihi. Bir role hazırlanırken de bu açıdan yaklaşmak ilham verici. Oyuncu olarak takip ettiğim dünyadan bir çok kişi var. Şu aralar oyunculuk dışında ne ile ilgilendiklerine takmış vaziyetteyim. Kimisi yazıyor, kimisi albüm yapıyor kimi de buzullar da.

Dayan Yüreğim, Muhteşem Yüzyıl-Kösem, Son Çıkış, Arka Sokaklar, Ben de Özledim, Şubat, Bir Çocuk Sevdim gibi başarılı projelerde yer aldınız. En son Türkan Derya’nın yönettiği Safiye Ayla Belgeselinde (2019) Safiye Ayla’yı canlandırdınız. 28 yıllık oyunculuk kariyerinizde sizi içine alan en özel karakter hangisi oldu?
Çok var. Ama en önemlisi ben bu açıdan şanslı oyunculardanım ki oynadığım hiçbir rol birbirine benzemiyordu. Ve hepsi fiziksel olarak da bir değişim ve egzersiz gerektirdi. Bu bir oyuncu için Disneyland gibi bir şey. Denizkızı, Arapça konuşmam gereken bir Lübnanlı, komutan, aksak, cariye… Şanslıyım. 

Zevkli ama, son derece yorucu işler yapıyorsunuz. Bunu göz önünde bulundurursak dinlenmek ve enerji toplamak istediğinizde nasıl bir yol izliyorsunuz? Kaçış noktalarınız ne oluyor genelde?
Seyahat ve motor. En sevdiklerim. Yamaha bir scooter’ım var ve kendisiyle aşk yaşıyoruz. Ya gerçek bir seyahatle ya da mini motor turlarıyla anında rahatlayıp, enerji toplayabilirim.

Geçen yıl, yazdığınız Hoşdeng’i sahneye koyup oynadınız. Yine böyle bir projeniz olacak mı?
Hoşdeng  çok yeni bir proje. Geçtiğimiz Şubat ayında birinci yılı doldu. Daha uzun süreler oynayalım, dolaşalım, istiyoruz. Şimdilik buna yoğunlaşmış vaziyetteyim. Çok planlarım var Hoşdeng ve kadın meselesiyle ilgili. Umarım hepsi hayata geçer.

Şu sıralar halen devam ettiğiniz, Dada Salon Kabarett’den bahsedelim. Okan Bayülgen ile birlikte zaman zaman dönüşümlü olarak Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası’ nda ve Harem Kabare müzikalinde sahne alıyorsunuz. Bu projeler nasıl başladı, geri dönüşler beklediğiniz gibi miydi. Okan Bayulgen ile beraber çalışmak nası bir duygu?
Eğlenceli Cinayetler Metres/ Şirket ve Harem Kabare olmak üzere üç farklı oyun var, şu an beraber oynadığımız. Eğlenceli Cinayetler de Harem de benim için oyuncu olarak çok farklı deneyimler. Harem bir kabare, diğerleri ise “murder mystery.” Daha önce bu iki tarzda da çalışmamıştım. Bir kere seyirci ile bu kadar ilişkide olmak bambaşka bir deneyim. Bütün oyuna ortak ediyorsunuz, hatta bazen tarafınıza çekip beraber oynuyorsunuz. Bu çok değişik bir tecrübe benim için. Kabare kısmı ise şahane. Şarkı söylemek, dans etmek, enerjini hep üst düzey bir noktada tutman gerekli.

Okan ile çalışmakla ilgili söyleyebileceğim en önemli şey ise; vizyonundan ve karizmasından bana da parça parça bulaşsın, rica ediyorum. Çılgınca.

Film ve tiyatro arasında en büyük farklar neler size göre? Hangi kısım daha meşakkatli sizce?
Her ikisinin de meşakkatli tarafları var kendine göre. Oyuncu olarak ayırt edenlerden değilim ben. Teknik olarak büyük farklar var, o kısmına da keşif gibi yaklaşınca zor değil de eğlenceli bir hale bile dönüşebiliyor. Ortak noktaları çalışmak. Hepsinde deli gibi çalışman gerekli, emin olduğum tek şey bu. 

Son olarak yer alacağınız projeler, yeni işler var mı önünüzdeki dönemlerle ilgili?
Daha fazla ekranda olmayı düşünüyorum. Hem sinema hem de dizi teklifleri var. Şimdilik projeleri değerlendiriyorum. Henüz kesinleşen bir şey yok. Ama belki yarın bile kesinleşebilir.