Özel gün ve sonrasında; romantik jestler, beklentiler ve duygusal paylaşımlar kadar, ilişkilerde çoğu zaman fark edilmeden ilerleyen ama ilişkinin sağlığını doğrudan etkileyen temel bir dinamik yeniden gündeme geliyor: alma–verme dengesi.

Kişisel dönüşüm, ilişki dinamikleri ve farkındalık alanında çalışmalarıyla tanınan Yazar ve Eğitmen Seda Diker, ilişkilerde yaşanan dengesizliklerin çoğunun yanlış yerden yapılan seçimlerle başladığını vurguluyor. Seda Diker’e göre; sadece güç, statü, fiziksel özellikler ya da maddi imkânlar üzerinden kurulan ilişkiler, zamanla kişiyi sürekli veren ama karşılığını alamayan bir noktaya taşıyor.
Özel günler herkes için romantik bir heyecan anlamına gelmiyor. Yalnız olanlar ya da ilişkisi olmasına rağmen beklentileri karşılanmayanlar için özel günler, çoğu zaman sorgulamalarla geçiyor. Etrafı saran kırmızı kalplerin arasında, “Hani benim ruh eşim?” diyen o iç ses daha da yükseliyor. Google Arama Trendleri verileri de bu çok katmanlı duyguyu doğruluyor. Mesela geçtiğimiz 14 Şubat Sevgililer Günü ile birlikte Şubat ayında Türkiye’de kullanıcıların yalnızca romantik planlara değil, kendileriyle, arkadaşlarıyla ya da alternatif deneyimlerle vakit geçirmeye yönelik arayışlara da yöneldiği görülüyor. Şubat ayının ilk haftasında “Sevgililer Günü film” aramalarının %1.270 artması, bu dönemde yalnız geçirilen akşamların ya da kişisel molaların da önemli bir tercih haline geldiğini gösteriyor. “Vapurda akşam yemeği” gibi deneyim odaklı aramaların öne çıkması ise Sevgililer Günü’nün tek bir kalıba sığmadığını ortaya koyuyor.
Hediye tarafında ise el emeği yükselişte. DIY (kendin yap) aramaları %140, “Sevgililer Günü örgü modelleri” aramaları ise %300 artış gösteriyor.
Oysa ki, doğası uyumlu iki insan bir araya geldiğinde, katkı sunmak için ekstra bir çabaya gerek kalmaz. Alma–verme dengesi kendiliğinden oluşur. Çünkü bu ilişkilerde sevgi, fedakârlık ya da emek bir yük değil; doğal bir paylaşım halidir.
Seda Diker bu noktada şu soruyu gündeme getiriyor: “Bize uygun olan kişi kimdir?”
Bu sorunun cevabı, dışarıda aranan kriterlerde değil; kişinin kendi iç dünyasında saklı. Seda Diker’e göre doğru kişiyi hayatımıza almak kadar, onu hayatımıza çağırmayı öğrenmek de önemli. Bunun yolu ise kişinin kendi özüne, yani otantik haline yaklaşmasından geçer.
Kişi kendisi olduğunda, rol yapmadığında ve içsel dengesini kurduğunda; hayatına çektiği ilişkiler de aynı doğallıkta şekilleniyor. Bilinç duygusu ise beklentiyle değil, farkındalıkla sevmeyi mümkün kılıyor.
Çünkü gerçek aşk, almakla vermek arasında değil; birlikte çoğalabilmekte başlıyor.








