İTÄ Fine Jewelry’den Çok Kültürlü Tasarımlar

0
50
Inés Capó, Burcu Salargil

Sizleri, 2019 yılının başında Porto Rikolu Inés Capó ile Burcu Salargil tarafından kurulan yepyeni bir mücevher markası İTÄ Fine Jewelry ile tanıştırıyoruz. Dünyanın iki farklı ucundan gelen bu iki başarılı kadının New York’ta üniversite yıllarında başlayan dostlukları, yaklaşık 20 yıl sonra iş ortaklığına dönüşerek ortaya harika tasarımların çıkmasına vesile oldu. Şimdi bu güzel tasarımların hikayelerini kurucularının kendilerinden dinliyoruz! Eylem Şimşek

Porto Riko’dan İstanbul’a uzanan İTA Fine Jewelery’nin hikayesini merak ediyoruz.
İTÄ’nın tohumları New York’ta bulunan Syracuse Üniversitesi yıllarında başlayan arkadaşlığımız sayesinde atıldı. Üniversitede ben tasarım; ortağım Inés Capó ise gazetecilik okuyordu fakat ikimizin de her zaman şık tasarımlara ve estetik dizaynlara karşı büyük bir ilgisi vardı. Tabii yine de bu ilginin bir gün kendi markamızı tasarlamamızı sağlayacağını hiç tahmin edemezdik. Ülkelerimize döndükten sonra da hiç kopmayan arkadaşlığımız birbirimize yaptığımız ziyaretler sayesinde hep ilk günkü gibi kaldı. Farklı iş dallarında biriktirdiğimiz tecrübeler ve aslında ne yapmak istediğimizi keşfetmemiz bizi beraber bir marka kurmaya itti.

Mücevher tasarlamak aklınızda var mıydı? Nasıl karar verdiniz?
Tasarıma karşı her zaman büyük bir ilgimiz olmasına rağmen aslında çok tesadüfi bir gelişme sonucu markalaşma sürecine girdik. Özellikle Ines’in İstanbul’u her ziyaret ettiğinde gittiğimiz Kapalıçarşı’daki ustaların markayı oluşturmamızdaki rolü yadsınamaz. Ines’in arkadaşlarının Kapalıçarşı siparişlerini almaya gittiğimiz bir gün her zaman uğradığımız ustanın bize “Siz neden bu işi yapmıyorsunuz” demesiyle aslında mücevher tasarımına ne kadar ilgimiz ve merakımız olduğunu keşfettik. O güne kadar profesyonel anlamda girmeye düşünmemiştik ama Ines’in yeni markalara müsait bir pazar olan Newyork’ta yaşarken benim İstanbul’da işin mutfağı Kapalıçarşı atölyelerine erişimim olmasının yanı sıra 20 yılı aşan arkadaşlığımızın bugünlere gelmesinin bir anlamı olmalı diye düşünerek İTÄ Fine Jewelry’yi hayata geçirmeye karar verdik.

Binlerce yıllık kültür mirasını yeniden yorumladığınız koleksiyonda neler ön plana çıkıyor? Detayları sizden öğrenmek isteriz.
İlk koleksiyonumuzda ortağım Inés’in büyüdüğü yer olan Porto Rico’dan ve tarih öncesinde bu bölgede yaşamış olan Taino halkının kültürününden esinlenen parçalar görmek mümkün. Mesela çok ilgi gören ¡Buenos Días! serimizi Tainolar’ın çizdiği bir duvar resimden yola çıkarak tasarladık. Kolye, küpe ve yüzük tasarımları barındıran serinin her bir parçası duvarlarda bulunan sembollerden esinlenerek oluşturuldu. Örneğin duvar resimlerinde yer alan Güneş ve hemen yanındaki Dünya figürlerine tasarımlarımızda rastlamak mümkün. Burada bize ilginç gelen nokta ise yüzlerce yıl önce yaşamış Tainolar’a estetik gelen sembollerin bugün de bir karşılığı olması. Bu evrensellik zamanı aşıp tüm insanlığı birbirine bağlıyor sanki.. Bir diğer popüler parça ise “Atabex” mine kolye ucu. “Atabex” Taino’ların bir tanrıçası; kendini, güneşi, ayı doğuran, denizleri ve rüzgarı getiren bir tanrıça olduğuna inanılıyormuş. Taino halkı “Atabex”i resmederken genellikle karnında bir bebekle betimlemeyi tercih etmiş. Buradaki önemli nokta her kadının doğası gereği kendini tekrar tekrar ‘doğurması’ ki bu hep çok inandığımız bir enerji oldu: Biz de bir anlamda İTÄ ile kendimizi tekrar doğurmuş olduk.

Tasarladığınız ürünleri daha çok hangi malzemelerle oluşturuyorsunuz?
Tüm ürünlerimizi 14 ve 18 ayar altın olarak üretiyoruz. Pırlantanın ise siyahdan beyaza tüm renkerini ve çeşitlerini kullanıyoruz. Ayrıca türmalin ve safirin de yine bir çok rengini tasarımlarımızda görebilirsiniz. Bunların dışında savorayt, aqua marin ve yakut da sıklıkla kullandığımız değerli taşlar arasında.
Atölye sürecinden bahseder misiniz? Nasıl gelişiyor her şey?
Her şey kağıt ve kalemle başlıyor, o bakımdan biraz gelenekseliz diyebiliriz. Sonrasını kısaca özetlemek gerekirse; tasarımın üç boyutlu çizimlerinin çıkarılmasını takiben ürünün gümüşten ilk numunesi oluşturuluyor. Arzu ettiğimiz bir numune elde edersek gümüş malzemeden kalıbı çıkarıp altın madeninden döktürüyoruz. Sonra tezgahta tesfiyesini yaparak taşlarını mıhlıyor, son dokunuşları yapıyoruz.
Üretilen tüm tüm aksesuarlarda el işçiliği oldukça önemli bir konu. Peki, siz bu tasarımların ince işçilikleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Mücevher konusunda en önemli unsur olarak ince işciliği belirtlebiliriz. Küçücük bir parçanın her miliminin düşünülmüş ve ele alınmış olması gerekiyor. Mücevheri satın alacak kişi ise taktığı süre boyunca bu parçayı vücudunda taşıyacak. Hatta belki aylarca belki ömür boyu. Kullanan kişinin de bu detayları aradığını ve ince işçiliği görmek istediğinin farkında olarak tasarımlarımızda el emeği ve ince işçiliğe çok önem veriyoruz. Bununla ilgili markamızı kurarken çok uzun süren detaylı bir çalışmamız oldu. Sonunda işinin ehli, yıllarını bu mesleğe vermiş, jenerasyonlar boyu aynı işte yetişmiş ustalarla yolumuz kesişti. Böylece tasarımlarımızı yaratırken kurguladığımız hayalimizi birebir gerçek olarak karşımızda görebiliyoruz. Bu da bize tasarım sürecinde daha fazla özgürlük sağlıyor.

Koleksiyonlarınızı hayata geçirirken size neler ilham verdi?
Parçaların hemen hemen hepsi için Porto Riko ve Türk kültürlerinden ve yine bu iki farklı ve cömert coğrafyadan yola çıktık. Birbirinden çok uzak gözükmesine rağmen kültürlerin arasında aslında çok iç içe geçmiş hikayeler ve benzer inanışlar olduğunun farkına vardık. Yüzyıllardır süregelen bu olgular bize tasarımlarımızı yaratma sürecinde yol gösterici oldu.
Bir takı tasarımcısı olarak sizin en çok takmayı sevdiğiniz ve tarzınıza uyan aksesuarlar hangileri?
Herkesin kendine yakıştırdığı parçalar muhakkak vardır. Ben de büyük ve sayıca fazla yüzük takmaktan hoşlanıyorum.
Yakın zaman içerisinde hedefledikleriniz ya da hayata geçirmeyi istediğiniz projeler var mı?
Yakın zamanda İstanbul’dan ve Anadolu efsanelerinden esinlenen kapsül koleksiyonumuzun hazırlıklarını tamamlamayı hedefliyoruz.